31 Mart 2018 Cumartesi

Küba... İnsan gözünün görebileceği en güzel yer

Son yıllarda Küba değişiyor, değişmeden görün sözlerini çok duyar olduk. Sosyalizmle yönetilen Karayipler'deki bu adada nasıl bir hayat olduğunu çok merak ediyordum. Gitmeden önce Küba ile ilgili aklımda çok soru vardı. Ama şimdi aklımda daha fazla soru var. Şurası net: Küba çok büyük bir değişimin eşiğinde ve sonucunun ne olacağını hiç kimse bilmiyor.



 
Kristof Kolomb'un yeni kıtaya ilk ayak bastığı yer Küba ve burayı görür görmez; "insan gözünün görebileceği en güzel yer" burası demiş. Şimdi ise zorlu ve zorunlu değişimin başladığı coğrafyalardan biri burası. Geçmişte köle ithal eden Küba şimdi sosyalizmin güçlü kalesi. Yüzyıllar içinde sömürgeliğin acılarını da ambargo dayatmalarını da yaşamış ama direnmeyi hiçbir koşulda bırakmamış insanların ülkesi Küba.



 


Karayiplerin en büyük adası olan Küba, palmiye ağaçları, kavurucu sıcakları, bakir koyları, müzik sesiyle çınlayan sokakları, adadaki herkese yetecek romu ve dünyanın en kaliteli puralarıyla bir yeryüzü cenneti. Küba'nın nüfusu 11 milyon. Maaşlar düşük, fiyatlar her yıl yükseliyor, hayat zor. Her yerde kuyruk var, raflarsa boş. Uzun yıllardır insanlar ambargodan bunalmış. Ancak yüzlerde mutluluğun haklı bir gururun izi var; güce, sömürüye boyun eğmemenin gururu ve mutluluğu... Müzik ise her yerde. Yokluğun içinde doyasıya eğlence var, kulaklarda Buena Vista Social Club, bedenlerde ise salsa...




Küba, Fidel Castro'nun devrimi gerçekleştirdiği 1958'den bu yana sosyalizmle yönetiliyor. Devlet herşeyin sahibi; marketlerin, mağazaların, fabrikaların... Halka yeteceği kadar yiyecek ve maaş veriyor, işsizlik sorunu yok ve herkes neredeyse aynı maaşı alıyor. Her ailenin bir karnesi var, bu karne ile alabilecekleri şeyler un, şeker, pirinç, yumurta v.s.




Küba'da iki türlü para kullanılıyor. Biri halkın kullandığı peso, diğeriyse turistlerin kullandığı CUC. Ancak artık pesonun 24 katı olan CUC o kadar yaygın ki, devletin maaşları ödediği peso günlük hayatta neredeyse kullanılmıyor. 1 CUC yaklaşık 1 EUR eşit. Çalışanların ortalama maaşları 20 ile 35 CUC arasında değişiyor. İyi bir hayat yaşamak isteyen Kübalı'nın bu maaş ile geçinmesi mümkü değil, bu sebeple daha fazla CUC kazamak için turistik işler yaparak ek gelir elde ediyorlar. Eskiden yasakmış ama devlet artık bu turistik ek işlere izin veriyormuş.



Küba ekonomisinin yetersizlikleri ve Küba halkının ihtiyaçları görmezden gelinemez. Yine de Küba'da Bagladeş, Hindistan, hatta digger Güney Amerika ülkelerinde görülebilecek yoksulluk görüntüleri yoktur. Sokaklarda yatan evsizler yoktur, karneleri ile aldıkları gıda yardımı yeterli olmasa da açlık çeken halk diye bir sorun yoktur. Sağlık ve eğitim ücretsiz olduğundan ortalama yaşam süresi 77 yılı geçmektedir. 




Küba, güçlü bir ekonomiye duyulan gereksinim sonucu kapılarını turizme açmış. Bu sektör, şeker endüstrisini geride bırakarak ülkenin birincil gelir kaynağı haline gelmiş. Ancak rehberimizden aldığım bilgiyi duyunca yine de şaşırmaktan kendimi alamadım, bu küçük ada ülkesine yılda sadece 3 milyon civarında turist geliyormuş. Halbuki millyonlarca turist gittiğini düşünüyordum, sebebi ise kapasitelerinin çok düşük olmasıymış. Milyonlarca turisti ağırlayacak ne alt yapı ne de üst yapıları mevcut değil malesef.




Birçok kişi için Küba bir deniz, güneş ve kumsal ülkesi. Nedeni ise çok açık; bembeyaz kumsallar göz kamaştırıcıdır. Kuzeydeki Varadero'nun uzun sahili bunların en ünlüsüdür. Ama Küba'da yapılabilecek etkinliklerin çeşitliliği gittikçe daha çok sayıda insanı denizden ve kumsallardan öteye çekiyor. Adanın doğu köşesinde, Küba'nın en yüksek sıradağları olan ve çok sayıda ayaklanmaya ve mücadeleye sahne olmuş Sierra Maestra, batıda Pinar del Rio'da boyları 400 metreye ulaşan büyük kireçtaşı kayaları ve yeşil tütün tarlaları ile ünlü Vinales Vadisi, ortada bereketli Sierra del Escambray dağları ve eski şeker kamışı tarlaları yer alır.




Bu doğal güzelliklerin yanında Küba'nın son derece etkileyici şehir ve kasabaları var. Bunların en başında tabiki Havana geliyor. Bu büyüleyici şehir İspanyol sömürgeciliğinin mimarisiyle kıpır kıpır sokak yaşantısını ve bir dizi kültürel etkinliği bir araya getirmiş. Trinidad; kasaba evleri, kiliseleri ve dolambaçlı, arnavut kaldırımlı sokaklar üzerine inşa edilmiş zarif binaları ile sömürge döneminin izlerini taşıyor. Yaşam dolu Santiago de Cuba, İspanyol, Fransız ve Afrika kültürlerinin renkli bir karışımıdır.




Puro

Eğer gerçek bir fabrika bulursanız puro turu, turistik bir atraksiyonun ötesine geçer. Kapısını bazen gezginlere açan Partagas'a gidin, ardından da puro mağazası Casa Abel'e uğrayın. Puro mağazasını işleten Jose Abel tam 19 yıl Partagas'ta çalışmış. Özel nemlendiricili dolabında içmeye ve üzerine konuşmaya değer pek çok özel puro türü bulunuyor.




Che Guevara

Küba ziyaretiniz öncesi belgesellere ve filmlere göz atarsanız Che'nin devrim için silahlı mücadele verdiği yıllarda Santa Clara'da geçen en önemli olayı hatırlayacaksınızdır. Batista yönetimini silahlarının bulunduğu trene el koydukları Santa Clara, Che'nine n sevdiği yerlerden biriymiş. Bu nedenle, 39 yaşında Bolivya'da öldürülen Che'nin mezarı Santa Clara'ya taşınmış. Mozoleni bulunduğu yerde Che'nin bazı özel eşyaları da var. Metal yıldızlı beresi, tabancası, Zenit marka fotoğraf makinası, purosuyla sıradışı bazı fotoğrafları burada görebilirsiniz.


 

Bu yazımda size Küba ile ilgili genel bilgilerden bahsetmek istedim, daha detaylı gezi yazılarımı her şehir için ayrı ayrı yazacağım. Küba ile ilgili bence bilmeniz gereken en önemli şey gezi planı yapma aşamasında organizasyonu nasıl yapmanız gerektiği. Biz bir tur şirketinden paket tur larak gezdik, özellikle yerel rehberimiz çok iyi olduğu için hem birçok bilgi edindik hem de çok eğlendik. Eğer sizzler paket tur almak istemez kendi organizasyonumuzu kendimiz yaparız diyorsanız, bilmenizi sterim ki Küba'da yerel bir rehber tutmazsanız tam anlamıyla gezmeniz çok zor. Çünkü toplu taşıma diye bir olay yok, araba kiralama olanakları çok kısıtlı, şehirler arası kendiniz gezmeniz pek mümkün değil. Bu sebeple programınızı yapmadan once çok iyi araştırmanızı özellikle tavsiye ederim. Benden şimdilik bu kadar, Havana, Trinidad ve Varadero yazılarını çok yakında eklemiş olurum...




25 Aralık 2017 Pazartesi

2017'de nereleri gezdik?

2017 yılını yine resmi tatillerimizi en verimli şekilde kullanıp, yıllık izinlerimizi de 3-4 günlük kısa kaçamaklarımıza saklayarak bol seyahatli bir şekilde kapamış bulunuyoruz. Bu sene 10 ülkede 23 şehir gezerek seyahat ağırlığımızı yurtdışında kullandık. Yurtiçinde ise sadece birkaç günlük kaçamaklar yapabildik, 2018 yılı hedefim daha çok yurtiçi geziler yaparak görmediğim şehirleri keşfedebilmek olacak. Herkese şimdiden bol seyahatli, mutlu ve huzurlu yıllar diliyorum...


OCAK 2017

Ocak ayı bol karlı geçtiği için ve genellikle senenin ilk ayında seyahat planı yapmadığımız için boş geçti diyebilirim. Ocak ayını kayak tatillerine ayırdık, iki kere Uludağ bir kere de Kartalkaya'ya gidip doyasıya kaydık. İlk defa bu sene kayak yapmaya başlayan biri olarak aşırı zevk aldığımı belirtmek isterim.





ŞUBAT 2017

Şubat ayında çok uzun zamandır daha önce giden herkesin anlattıklarını büyük bir hayranlıkla dinlediğim, adeta bir doğu masalı olan Kars seyahatimizi yaptık. Tek kelimeyle muhteşemdi. Biz uçakla gidip geldik, ama son yıllarda doğu eksperi ile yapılan turlar da oldukça popular. Bölgeyi o kadar çok sevdik ki, bir sonraki sefere biz de trenle gidip tekrar bu güzellikleri görmek istiyoruz. Kars şehir gezisi, Ani Harabeleri ve Çıldır Gölü'nü kapsayan gezimizin detayları için aşağıdaki linklere tıklayabilirsiniz.









MART 2017

Balkan coğrafyasını ayrı bir seviyorum. Daha once Saraybosna gezimde hayran kalmıştım, bu sene de takvimime Makedonya'yı aldım hem de tek başıma gidip gezdim geldim. Üsküp ve Ohrid için 3 günlük bir seyahat ayarlamam fazlasıyla yetti. Seneye 2018 takvimine yeni bir Balkan rotası eklemeden olmaz. Mart ayının ortasında ise arkadaşlarımız ile beraber Danimarka'nın başkenti Kopenhag'a gittik. Mart ayında gitmek biraz cesaret ister, gerçekten aşırı soğuktu resmen dondum ama o kadar güzel bir şehir ki birgün mutlaka tekrar gidip daha sıcak bir mevsimde tekrar keşfedeceğime eminim.








 
 



NİSAN 2017

Nisan ayını bir yurtiçi bir yurtdışı seyahati ile geçirdik. İlk durağımız Uluslararası İznik Ultra Maratonu için gittiğimiz Bursa'nın şirin ilçesi İznik oldu. Oldukça soğuk bir havada hem de çadır konaklaması yaparak İznik gölü kıyısında unutulmaz bir gece geçirdik. Sabaha kadar soğuktan uyuyamam dışında sabaha karşı kendimi arabaya nasıl atıp uyumaya çalıştığımı asla unutmayacağım. 2018 Nisan ayında tekrar orada olacağız ama bu sefer otel rezervasyonunu çoktan yaptım :) Nisan ayının sonunda ise 1 Mayıs tatilini bağlayarak İsveç'in başkenti Stockholm'e gittik. Dört günlük seyahatimiz İsveç'i hakkıyla gezebilmek için gayet yeterliydi.





 



MAYIS 2017

Mayıs ayının ilk gününe Stockholm'de girince peşi de güzel geldi haliyle. Ayın ortasında kızkıza bir kaçamak yapalım Yunanisan'a doğru kaçalım dedik sevgili arkadaşım Nagihan ile. Fırsat sitelerinden birinden satın aldığımız tur ile Selanik'e doğru yola çıktık. Hem çok para harcamadan bir haftasonu kaçamağı yapalım dedik, hem de bu sitelerde satılan turlar nasıl oluyor acaba diye düşünmek yerine merakımızı deneyimleyerek geçirelim dedik. Bence gayet iyi bir tur oldu, otobüsle cuma gecesi yola çıkıp pazar gecesi İstanbul'a geri döndük, 2 gün doyasıya Selanik ve Kavala şehirlerini gezdik ve açıkçası çok da memnun kaldık. Acaba diye düşünenler varsa aranızda ben şahsen denemenizi öneririm :) 


 



HAZİRAN 2017

Sıra senenin en güzel seyahatini anlatmaya geldi. Haziran ayında Ramazan bayramı tatilini değerlendirip senenin ilk uzun seyahatini Küba'ya doğru yaptık. Yaklaşık 9 ay öncesinden tüm organizasyonu yapmıştık, aylar geçti ve Hazirana ayı geldiğinde bizim de heyecan doruktaydı. 8 gece 9 günlük bir programımız vardı; Havana, Trinidad, Pinar del Rio, Vinales, Cienfuegos, Santa Clara ve Varadero listemizdeki şehirlerdi. Doyasıya bir 9 gün geçrdik Küba'da. Buraya gidenlerin bazısı çok severken bazısı da hiç sevmiyormuş. Biz çok sevenler grubundayız, tekrar yolum düşer mi bilmiyorum ama sizin imkanınız olursa hiç kaçırmayın derim...






TEMMUZ 2017

Temmuz ayını yurtiçinde geçirip yurtdışına çıkmayarak uzun bir ara vermişiz. Gökçeada'ya ufak bir kaçamak yapıp birkaç günlük bir deniz tatili yaptık. Gökçeada bizim Türkiye'de tatil yapmak için en sevdiğimiz yer. Bozcada gibi kalabalık ve gürültülü değil, sessiz sakin bir tatilin bulunmaz adresi.


 
 


AĞUSTOS 2017

Ağustos ayı bu seneki ikinci uzun tatilimizi yaptığımız ay oldu, tabiki uzun Kurban Bayramı tatili bunun en büyük sebebi. Bu sefer 4 ülke ve 7 şehir kapsayan bir baltık turuna çıktık. Helsinki, Riga, Tallinn ve Vilnius ana duraklarımız ve konaklama merkezlerimiz oldu. Bu şehirlere yakın diğer yerlere de günübirlik turları yaptık. Keyfli bir 9 gün geçirdikten sonra bu sene içinde kuzey ülkelerinin çoğunu gezmiş olduk.


Helsinki, Finlandiya

Tallinn, Estonya


Riga, Letonya

Vilnius, Litvanya



EYLÜL 2017

Eylül ayı bizim için Berlin Maratonu anlamına geliyor. Geçen sene olduğu gibi bu sene de Berlin'e gidip Sadık'ın yarışını izledik, ama bu sefer peşine Berlin'e yakın şehirleri gezecek şekilde bir program yaptım. Berlin'den once Leipzig'e sonra da Dresden şehirlerine geçtik. Leipzig için çok söylenecek brşey yok, günübrlik bir gezi organize etmiştim o bile fazla geldi. Ama Dresden 1-2 güna yırıp gezilmesi gereken çok güzel bir şehir, Berlin veya civarına yolunuz düşerse Dresden'e de uğramanızı öneririm.


 
 


Leipzig
 
Dresden
 

EKİM / KASIM / ARALIK 2017

Aslında Ekim ayına çok önceden alınmış Oslo uçak biletlerimiz vardı ancak artık küçük gezginin gelmesine çok az kaldığı için biletimizi iptal edip seyahat takvimimizi bu yıl için kapamaya karar verdik. Yılın son 3 ayında seyahatsiz bir dönem geçti ve bu bizim için uzun süreden sonra bir ilk oldu. Artık Giray'ın aramıza katılması ile beraber 2018 yılında gezilerimize son sürat devam edeceğiz. Görüşmek üzere ...








16 Kasım 2017 Perşembe

St. Petersburg

Rusya'nın ikinci büyük kenti, önde gelen sanayi ve kültür merkezi olan St Petersburg adını en önemli çarlardan biri olan Deli Petro'dan almış. Sovyetler Birliği döneminde adı Leningrad olarak değiştirilse de birik dağıldıktan sonra eski adını kullanmaya evam etmiş.  Şehrin Çar. 1. Petro tarafından 1703 yılında kurulduğu, 47 adadan oluştuğu gibi ansiklopedik bilgileri bir kenara bırakırsak, bu şehir için Rusya'nın batıdaki penceresi demek doğru olacaktır. Şehirde yaşayanlar ise buraya Rusya'nın kültürel başkenti diyorlar.




 
Ulaşım
 
Rusya ile Türkiye arasında vize serbestisi olduğu zamanlarda yolumuzu St. Petersburg'a düşürüp 4 günlük bir gezi organize etmiştik. Şu an daha fazla uçak bileti opsiyonu ve daha uygun bilet fiyatları olsa da biz gittiğimiz 2015 yılında Ukrayna havayollarının Kiev aktarmalı uçuşu ile St. Petersburg'a varmıştık.

Pulkova havalimanı oldukça küçük bir terminale sahip, pasaport kontrolünden geçtikten sonra size şehir merkezine götürecek kadar paranızı Ruble'ye çevirmeniz yeterli çünkü havalimanında kur çok yüksek. Şehr merkezinde daha uygun seçeneklerde döviz cinsinizi değiştirmenizi öneririm. Bu arada St. Petersburg'un ucuz bir şehir olmadığını da ayrıca belirteyim. Yanınızda yeteri kadar para bulundurmaya dikkat edin.



St. Petersburg şehir içi ulaşımı için en uygun seçenek metro. Her yere metro ile ulaşmak mümkün ancak metro durakları arasında yolculuk yaparken biraz dikkat etmeniz gerekebilir. İstasyonlardan edineceğiniz bir harita bu konuda size çok yardımcı olacaktır eminim. Durak isimlerini latin harfleri ile yazan tabelalar mevcut ancak trene bindikten sonra yapılan anonslar sadece Rusça. Bu sebeple gideceğiniz yere uygun durak adını belirledikten sonra bindiğiniz duraktan aç durak sonra ineceğinizi de hesaplayıp yolculuk sırasında durakları saymanızı öneririm. Yoksa yanlış yerde inme olasılığınız çok yüksek. Metro biletlerini girişteki otomatlardan alabilirsiniz, sonrasında ise bugüne kadar göreceğiniz en dik yürüyen merdivenlere bineceksiniz. Bir keresinde sure tuttuk, aşağı inmemiz tam 4 dakika sürdü. Her yürüyen merdivenin sonunda minik bir kulube içinde outran görevliler var ne iş yaptıklarını tam olarak anlayamadık ama her istasyonda bulunuyorlar.  İstasyona indiğinizde size görkemli avizeler, varaklı kemerli duvar süslemeleri karşılayacak. St. Petersburg'da toplu taşımaya kullanmayı planlamıyorsanız ble sadece bu istasyonalrı gezmek için bile denemenizi öneririm. 
 
Konaklama
 
St. Petersburg'da konaklamak için her bütçeye uygun seçenek bulmak mümkün. Biz şehrin merkezinde bulunan Nevsky caddesi üzerindeki Cronwell Inn Stremyannaya'da konakladık. Çoğu yere yürüyerek ulaşabildiğimiz için bu oteli herkese öneririm. Özellikle hergün saat 17:00'de otelde konaklayan misafirlere özel çay saati var. Gün içindeki yoğun gezi programınıza ara vermek istediğinizde bir çay - kahve molası için güzel bir hizmet.





Yeme - İçme

St. Petersburg'da, özellikle Nevsky caddesi üzerinde çok sayıda restaurant var; hem fast food, hem lüks, hem İtalyan yemeği,  hem Türk yemeği seçenekleri mevcut. Ama yerel yemeklerden tatmak isterseniz Rusya'ya özgü iki yemeği önereceğim size. Birincisi Rusya'nın meşhur pancar çorbası olan Borsch Çorbası, diğeri ise et yemeği olan Straganof. her iki yemeği de şehirdeki tüm restaurantlarda bulmanız mümkün ancak Straganoff Steak House iyi br yemek için doğru tercih olacaktır, gitmeden once rezervasyon yaptırmayı unutmayın. Bunlar dışında gün içinde atıştırmak için krep çok popüler bir seçenek, aklınızda olsun. İçecek oalrak ise en popular içknin vodka olduğunu belirtmeye gerek varmı bilmiyorum :)





İklim - Hava Şartları

St. Petersbur'a seyahat ettiğimizde bu şhir bizim için gittiğimiz en kuzey şehir oldu. Kuzeyde olmasına rağmen yaz aylarında sıcaklık 30 dereceye ulaşmaktadır, kışları ise oldukça soğuk geçiyor; bu sırada hem bol yağış alıyormuş hem de kanallar donuyormuş. Haziran-Temmuz ayları arasında en uzun günlerin yaşandığı döneme beyaz geceler deniyor. Bu dönemde yaklaşık 2 hafta boyunca güneş hiç batmıyormuş. Özellikle bu dönem şehrin en çok turist ağırladığı dönemmiş.






St. Petersburg Gezilecek Yerler

St. Petersburg gezimiz için biz 3 gece 4 günlük bir program yaptık ve şehirde gezlmesi gereken yerler için gayet yeterli oldu. Ancak siz daha rahat bir gezi program yada programınıza daha çok gezilecek yer eklerseniz bu süreyi uzatmanız mümkün. Bizim gezdiğimiz yerler hakkında kısa bilgiler vereyim sizlere...


Kazan Katedrali

Rus Ortodoks kilisesine bağlı olan Kazan Katedrali, 1801 le 1811 yılları arasında yaptırılmış, 80 metrelik kubbesi le zamanında dönemin en yüksek kubbelerinden biriymiş. Nevsky caddesi üzerinde yürürken mutlaka karşınıza çıkacaktır, Kutsal mekanlara ilginiz varsa mutlka gezmenizi öneririm, giriş ücretsiz.



Katedralin hemen karşısında bulunan Singer binası şehrin turistik yerlerinden ancak ben neden olduğuna tam anlam veremedim. Burası dikiş makinası firması olan Singer'in merkez binasıymış zamanında ancak şu an içeriside mağazalar olan bir bina. En üst katındaki kafeden şehir manzarası izlenebiliyormuş.




 
St. Isaac Katedrali

Ortodoks dünyasının en yüksek katedrali olan bu yapıyı dışarıdan gördüğünüz anda etkilenmemek mümkün değil. Altın kaplama kubbesi ile çok ihtişamlı bir bina. Burada hem katedrali gezmek için hem de kuleye çıkmak için ayrı bilet almanız gerekiyor. Biz kuleye çıkmadan sadece katedral gezmek için bilet aldık. Özellikle içerideki duvar ve tavan süsleri çok göz alıcıydı.








Kanal Turu

Katedralin hemen önündeki parkta bulunan bronz atlı heykeli ise şehrin bir diğer simgesi. Ayrıca parkın hemen önünde bulunan Neva nehri kıyısından kalkan tekneler ile kanal turu da yapabilirsiniz. Nehrin birçok yerinden kalkan tekneler mevcut, fiyatlar genelde aynı. Biz iki kişi için 400 Ruble ödeyerek 1 saatlik tur aldık. St. Petersburg'da yapılan tekne turu diğer Avrupa şehirlerinde yapılan kanal turlarına benzemiyor çünkü ağırlıklı olarak Neva nehri üzerindeki adalar arasında gezip şehrdeki az sayıda kanalın içinde geçiyor. Neva nehri de oldukça geniş bir nehir olduğundan sanki boğaz turu yapıyormuş gibi hissedebilirsiniz ancak bu şehre gelip mutlaka yapılması gereken atraksiyonlardan biri olduğu için tekne turu yapmanızı da öneririm mutlaka.





Bunun dışında özellikle yaz aylarındaki beyaz geceler döneminde gece hava kararana kadar devam eden ve yaklaşık 2 saat süren tekne turları mevcut. Bu turlar sırasında St. Petersburg adaları arasındaki köprülerin ışıklandırılmış halini izleyebilirsiniz.





Hermitage Müzesi

İnziva yeri anlamındaki Hermitage, Rusya'nın en büyük dünyanın da sayılı müzelerinden biri. 3 milyonun üzerinde esere sahip müze 5 binadan oluşuyor. Barok tarzda yapılmış ve Kışlık Saray olarak geçen bölümünün mutlaka görülmesi tavsiye ediliyor. 1762 yılında tamamlanmış Kışlık Saray'ın Neva nehrine bakan cephesi tam 2 km uzunluğunda, 1054 odası ve 2000 penceresi var.





Çariçe Katerina'nın 1764 ve 1774 yılları arasında Batı Avrupa'nın en iyi koleksiyonlarını satın almasıyla müzenin ilk temelleri atılmış. Guinnes rekorlar kitabına dünyanın en büyük resim galerisi olarak giren müzedeki 322 galeriyi gezmek için toplam 25km yürümeniz gerekiyormuş.

Bu müzeyi gezmek için en az bir gün ayırmak gerektiğinden biz müzeyi gezmedik ancak ilgilenenler için müze girişi için 1-2-3 günlük bilet opsiyonları var. Müzenin internet sitesinden güncel fiyatları kontrol etmenizi öneririm.


Dvortsovaya Meydanı

Hermitage müzesinin önünde çok büyük bir Saray Meydanı bulunuyor. Meydanın ortasındaki Alexander Sütunu dünyanın en büyük yekpare sütunu unvanına sahip. 47,5 metre yüksekliğinde e 700 ton ağırlığındaki sütun Napolyon'a karşı 1812'de kazanılan zaferin anısına dikilmiş. Hiçbir destek olmadan sadece kendi ağırlığıyla duran sütunun tepesinde elinde haç olan bir melek var, ayağının altında da bir yılan. Bu da iyinin kötüye karşı oaln zaferini gösteriyor.





Hermitrage'ın karşısındaki bina dünyanın en uzun yapılarından biri, içinde Savaş, Dışişleri ve Finans bakanlıkları yer alıyor.




Meydanın devamında, üzerinde altı atlı bir araba süren Zafer Tanrıçası heykelinin olduğu bir kemer var. Bu kemeri geçince, St Petersburg'un meşhur alışveriş caddesi Nevsky Prospekt karşınıza çıkıyor.





Hermitage meydanı da denilen Dvortsovaya meydanı şehrin en büyük ve en önemli meydanı sayılır. Gerçekten oldukça etkileyici genişlikte ve eğlenceli bir meydan. burada yapılabilecek bir sürü aktivite var. At arabaları ile gezebilir, meydandaki sokak sanatçılarını izleyebilir, akşam saatlerinde Hermitage müzesi binası üzerine ynsıtılan ışık ve ses gösterilerini izleyebilirsiniz. Bu meydanda çok sayıda Peter ve Katerina kıyafetli kişi göreceksiniz, bu kişilerle para karşılığı resim çektirebilirsiniz.




Dökülen Kan Kilisesi - The Church of the Savior  on Spilled Blood


St. Petersburg'un e turistik yerlerinden biri olan Dökülen Kan Kilisesi, Moskova Kızıl Meydandaki binaları andıran mimarisi ile gerçekten göz alıyor. Griboedov Kanalının kenarındaki kiliseye girmek ücretli, içerisi binanın dışı kadar göz alıcı olmasa da mutlaka görmeniz gereken yer olarak lstenizda olmalı.






Kilisenin hemen önündeki Mikhailovsky Parkı ise bizim şehirde gezmekten en çok keyif aldığımız yer oldu. Şehrin merkezinde kocaman bir park, içerisinde mimari eserler, hayvanat bahçeleri, botanic parklar gibi bölümler mevcut. İçerideki kafelerde oturup mola verebilir yada park içinde yürüyüş yapabilirsiniz. Parkın pek çok kapısı mevcut, Neva nehri tarafından çıktığınızda nehir üzerindeki köprü ve ada manzarasını da izleme olanağınız olur.


 




Peter and Paul Kalesi ve Kilisesi
 
Neva nehrinin hemen kenarında kendine ait bir ada üzerinde yerleşik kale 1900'lerdeki Rus devrimi sırasında cezaevi olarak kullanılmış. Tam ortasındaki Peter ve Paul kilisesine de ev sahipliği yapan kale günde binlerce turist ağırlıyor. Kaleye ve kiliseye girmek ücretsiz ancak kilisenin kulesine çıkmak için ücret ödemeniz gerekiyor. Sonrasında ise sabırla basamakları tırmanmaya başlayabilirsiniz. Yukarı çıktığınızda iki farklı manzara göreceksiniz; bir tarafınızda muhteşem Neva nehri, karşınızda St. Isaac Katedrali ve Hermitage Müzesi aşağılardan size göz kırpıyor. Başınızı biraz çevirince de göreceğiniz manzara; çatılar, çatılar ve yine çatılar... Bir yanda St. Petersburg'un büyülü yanı, diğer yanda da gerçek yüzü.  Ama şunu söyleyebilirim; şehrin diğer yüzü de bizim öyle büyük kentlerde alışık olduğumuz gbi karma karışık yada insanın için bunaltan türden değil, tüm binaların boyu eşit yükseklikte, gökyüzündeki bulutlar bile bir başka görünüyor.







Petherof Sarayı ve Bahçeleri

Pethorof Sarayı da St. Petersburg'a kadar gelip malesef gezemediğimiz yerlerden biri. Çünkü şehrin oldukça dışında bir bölgede yer alıyor. Bizim gittiğimiz dönemde hava şartları müsait olmadığından biz programımıza dahil edemedik, ancak yaz mevsiminde gidecekseniz ve günübirlik bir gezi için vaktiniz varsa programınıza eklemenizi öneririm,