7 Mart 2017 Salı

Kars

 

Bir Masal Diyarı Kars

 
Bir masal diyarı olan Kars her kış bir yenisini yazar. Beyaz bir battaniye gibi üstünü örten kar, gülümsemesini eksik etmeyen güneş, tüten bacalar ve bu sonsuzlukta yaşayan insanlar... Kars'ın kışın verdiği en güzel pozlardır bunlar. Şehirde her yeni gün, sessiz ama ihtişamlı bir başlangıcı müjdeler. Bu yüksek yaylada yaşayan insanlar için her gün bir diğeriden farksız olabilir ama uzaktan bakanlar için puslu göğün kanatları altındaki bu şehir, hep yeni bir masal anlatır.
 
 
 
 
 
 
Bir cuma günü İstanbul Sabiha Gökçen havalimanından havalanıyoruz Kars'a doğru. Harakani havalimanına indiğimizde saatler 14:30 gösteriyordu. Keşke daha erken saatte bir uçuş koysalar buraya diye söylenerek iniyoruz uçaktan çünkü güneşin en erken battığı şehirdeyiz ve bugün keşfetmeye ayıracak çok az zamanımız kaldı. Havalimanının çıkıp şehir merkezine gitmek için Kars Belediyesinin otobüslerini kullanabilirsiniz, sadece uçak seferi olduğu günlerde ve uçak indikten 30 dakika sonar kalkıyor. Bilet ücreti: 5 TL. Dönüşte yine bu otobüsü kullanacaksanız, şehir merkezinde Vergül Turizm Acentasının önünden kalan servise binmelisiniz. Uçuş saatinden 2 saat once hareket ediyor, ücret 5 TL. Bunlar dışında ulaşım için taksi kullanabilrsiniz, şehir merkezine gelmek için sabit tarife kullanıyorlar, taksi ücreti 40 TL.
 
 
 
 
 
 
Kaygı denizinde boğulan büyük şehir insanları için Kars adeta sakinlik limanıdır. Zengin tarihini yansıtan izler, hala yerli yerinde görülebilir. Güneşin ilk ışıklarıyla müthiş güzelliğe bürünen şehir, zamanın bir noktasında donup kalmış gibidir. Hayatın ritmini doğanın kendi belirler; bastığı notaları ona gerçekten bakmayı bilenler duyabilir. Sert iklimiyle gündemde kalan şehrin sunduğu görüntüler büyüleyicidir. Sakladığı güzellikler hiç beklenmedik bir anda önünüze seriliverir.
 
 
 
 
 
 
Aras nehrinin bir kolu olan nehir Kars'ı eski ve yeni şehir olmak üzere ikiye ayırır. Kars'ın kendine özgü taş mimarisi, Rus işgali dönemine tarihlenir. Sert kış koşullarında duvarlardan ısıtılan bu evler, yazın serin olur. Yüksek tavalı odalardan oluşan evlerde, odalar da birbirine açılır. Sabır ve ustalık isteyen bu mimarinin yeni örneklerine rastlamak ne yazık ki mümkün değil. Yine de eskilerinin restore edilip, turizme kazandırılması da umut verici bir gelişme.

Kars Kalesi, tüm şehri tepeden izleyebileceğiniz konum ile karlar altındaki şehre bir bakış atmanızı sağlayacak. Anadolu Selçuklu Devleti’ne bağlı Saltuklu beyi tarafından yaptırılan kale, Osmanlı sultanı 3. Murat’ın emriyle onarılıp günümüzdeki halini almış. İçerisinde cephanelik, yeniçeri koğuşu bulunan kale arkeolojik sit alanı olarak tescil edilip koruna altına alınmış.
 
 
 


Kars Kalesi
 
 
Fethiye Camii, kentin en görkemli yapılarından. Sonradan camiye dönüştürülen yapının ilk hali Kremlin arayına benziyor. Sonradan kilisenin soğan kubbeleri yıkılarak yerine minareler yapılmış. Pencereleri plastik olsa da basalt taşlardan inşa edilmiş muhteşem bir güzelliğe sahip.
 
 

Fethiye Camii
 
 
12 Havariler Kilisesi ise çok ilginç hikayesi olan bir yer. 10. yüzyılda Kars ve civarında hüküm sürmüş Bagratlı Krallığı döneminde bir Ermeni-Gürcü kilisesi olarak inşa edilmiştir. Kral Abas´ın yaptırdığı kilise beş yıl içinde bitirilmiştir. Bu yapı bir ibadethaneden ziyade Hıristiyanlık için büyük bir kutsallığa sahip olan 12 Havariler´i anma münasebeti ile de yapılmıştır. Daha sonra 1064 yılında Müslüman egemenliğine geçen yöredeki bu kilise camiye dönüştürülerek Kümbet Cami adını almıştır. Bölge Rus hakimiyetine girince camii Rus Ortodoks Kilisesine çevrilmiş, 1918 yılında Türk hakimiyetine girince yeniden camiye çevrilmiştir. 1964 yılında ise müzeye dönüştürülerek, Kars´ta yapılan kazılardan elde edilen tarihi eserler burada sergilenmeye başlanmıştır. Kars Müzesi adıyla da bilinen bu eski ibadethane, bu işlevini 1981 yılına kadar sürdürmüştür. 1993 yılından bu yana yine cami olarak kullanılıyormuş.
 
 

12 Havariler Kilisesi

 
Kars şehir merkezi bir günde yürüyerek gezebileceğiniz büyüklükte. Şehri gezdikten sonra karnınız iyice acıktıysa istikamet Kaz Evi olmalı. Burada yöresel lezzetlerin tamamını deneyebilirsiniz, piti, hangel, evelik çorbası bunlardan bazıları ancak yılın ilk karıyla kurutulmuş kazı nar gibi kızartıp, akan yağlarında dünyanın en lezzetli bulgur pilavını yemeden buradan ayrılmayın. Üstüne de ılık un helvası da yediniz mi artık Kars’a geldik diyebilirsiniz. Şanslıysanız aşık atışması olan bir akşama denk gelir keyfinize keyif katabilirsiniz.

 
 

Kaz Eti ve Bulgur Pilavı
 

 

Çıldır Gölü

 
Kars'tan 60 km uzakta, kış aylarında sonsuz bir buz çölü olan Çıldır'da yer gök beyaza bürünür. Doğa en sert ifadesini takınmış olsa da, bölgede benzersiz bir huzur hakimdir. Buzun kalınlığı, üzerinde atlı kızaklarla gezinmeye olanak tanır, bu da gölü bir buz pistine çevirmeye yeterlidir. 10 dakikalık kısa bir kızak turu size daha önce tatmadığınız bir deneyim yaşattacaktır.
 
 

Çıldır Gölü

 

 

Denizden 1956 metre yükseklikteki göl, bölge insanının da geçim kaynağı. Eskimo usulüyle avlanan balıklar, ağızları tatlandırır. Çıldır Gölü'nde her aile nereden balık tutacağını biliyor. Aynalısazan, kefal, kızılkanat... Şanslıysanız o an ağ çekelnelrin yanına gidip donmuş gölün altındaki balıkları görebilirsiniz. Gölün çevresinde bu balığı yiyebileceğiniz tek bir işletme var ancak önceden haber vermezseniz yer bulmanız çok zor. Tereyağda kızarmış sarı sazanın lezzeti inanılmaz lezzetli.

Daha detaylı bilgi için Çıldır Gölü ile ilgili yazımı okumanızı tavsiye ederim:

http://hayatgezinceguzell.blogspot.com.tr/2017/03/cldr-golu-ardahan.html

 

Ani Harabeleri

 
Kars'ın 42 km doğusundaki Ani, İpekyolu üzerinde ortaçağda kurulmuş, ünlü bir ticaret şehri. Sasani, Arap, Ermeni ve Selçuklu kültür-sanatının yoğrulduğu bu antik kent, surlar arasında adeta bir hayalden farksız. Tarihi MÖ 300’lere kadar giden şehrin adının nereden geldiği ise birçok rivayete konu olmuş. Eserlerin çoğunda zamana yenilginin izleri var. Surların büyük bölümü ise restore edilmiş. Medeniyetler değiştikçe surlara yeni yapılar eklenmiş, tahrip olan kısımlar onarılmış. Bu nedenle surları üzerinde onlarca medeniyetin izini görmek mümkün. Doğanın aşındırıcı gücü, şehrin ayakta kalmasını güçleştiriyor. Ancak Ani ısrarlı ve hikayelerini binlerce yıl daha paylaşmaya kararlı. Bin yıl once Ermenistan'ın başkenti olmuş, Türklerin Anadolu'ya ilk girişlerinde onları ağırlamış olan Ani, ihtişamını kaybetmiş değil. Belleğindeki anılar hala taze.



Ani Harabeleri



Bir zamanlar 100.000 kişinin yaşadığı bu antik şehirde 300 yıldır kimse yaşamıyor. Yine de medeniyetlerin yaşaren bıraktıkları eserler hala ayakta. Ani'yi ölümsüz kılan da bu farklılıkların birlikteliği ve adeta resimli bir tarih kitabı gibi objektiflerin önüne geçmesi.  Kars’ın soğuğu üşütmez diyenler için bir sözüm olacak: yanılıyorsunuz. Sakın bu kadim şehre gelirken yün içliklerini getirmeyi unutmayın zira biz -23 derece soğukta dolaşırken bu sözü söyleyenleri hatırladık. Kat kat inceden kalına doğru çok sıkı giyinmenizi öneririm.



Ani Harabeleri


Zavot Köyü


Sabah erken saatte otelimizden ayrılıp Çıldır Gölü'ne doğru yola çıkacağız ancak Yaşar Amca'nın tavsiyesi üzerine rotamızı öncelikle Zavot Köyü'ne çeviriyoruz. Eski adıyla Büyük Zavot, yeni adıyla Boğatepe; Kars'a 30k m mesafede yer alan 2200m rakımlı bir köy.


Büyük Zavot Köyü

 
Köyü , ilk olarak 93 Harbinden sonar Kars bölgesine yerleştirilen Malakan'ların köylerine yaylalık olarak tahsis edilmiş. Tiflis-Kars arasındaki posta yolu, atlı tramvayın mola ve aktarma istasyonunun kurulmasından sonra İsviçreli iş adamlarının, bölgenin Alp dağlarına olan benzerliği nedeniyle Malakanların bol miktarda üretikelri sütü işlemek için kurdukları gravyer peyniri imalathanesi "zavotu (mandıra)" kurulmasıyla burada yerleşim başlamış. Köy yerleşkesi ise 1880'li yıllarda kurulmuş. 1917 Bolşevik Devrimi'nden sonra Ruslar'ın geri çekilmesiyle Malakanlar 1920'de Rusya'ya geri dönmüş. Kars'ın tekrar TÜrk egemenliğine geçmesiyle köye Tİflis'in Boröalı bölgesinde yaşayan Karapapaklar yerleşmiş. Borçalı’dan gelen Karapapaklar Borçalı bölgesinde de yaklaşık 40 yıldır İsviçrelilerden aldıkları mandıralarda ve kendi yaptıkları yerlerde gravyer peyniri ürettiklerinden Boğatepe köyü Kars bölgesinde Cumhuriyet dönemi peynirciliğin başlatılması ve geliştirilmesinde öncülük yapmış. Köyün adı 1936 yılında Boğatepe olarak değiştirilmiş. Köyde 2005 yılında Türkiye’nin ilk peynir müzesi olan Zavot Eko Müze'si kurulmuştur. (vikipedi)




Büyük Zavot Köyü



Kars Peynirleri

 
Kars denilince ilk akla gelen şeylerden biri de peynirler. Ünlü Kars gravyeri, Kars kaşarı, Molakan peyniri bizim tattıklarımızdan. Kars’ın eski adıyla Zavot, yeni adıyla Boğatepe köyünde Türkiye’deki tek Peynir Müzesini gezip bu köyde üretilen peynirleri tadıp satın alabilirsiniz. Müzede edineceğiniz bilgiler ise çok çarpıcı, peynire bakış açınızı değiştirecek cinsten. Bunun dışında Kars merkezde Atatürk caddesi üzerinde de birçok peynir dükkanından peynir alışverişinizi yapabilirsiniz.



Kars Peynirleri

 

2 Mart 2017 Perşembe

Çıldır Gölü, Ardahan

2 senedir hayalini kurduğumuz Kars yolculuğumuzun nihayet gerçekleşme zamanı geldi çattı. Malesef hep istediğimiz gibi Doğu Ekspresi ile bu yolculuğu yapmak kısmet olmadı, çünkü Doğu Ekspresine bilet bulmak çok zor ayrıca yaklaşık 24 saat süren bu yolculuk için programa +1 gün  eklemeniz gerekiyor. Biz bu sefer yolculuğumuzu uçak ile yapıyoruz ama bir sonraki sefere mutlaka tren ile seyahati de deneyimlemek istiyoruz...






Ardahan ve Kars il sınırları içinde kalan Çıldır Gölü 123 km2 alanı ile Doğu Anadolu Bölgesi'nin en büyük tatlı su ve en büyük ikinci gölüdür. Birçok dere ve pınarla beslenen gölün tek çıkış kolu Ermenistan sınırında bulunan Arpaçay'dır. Deniz seviyesinden 1959 metre yüksekte bulunan gölün en derin yeri 42 metre olarak ölçülmüş. Bu kadar yüksekte olmasının da etkisiyle Çıldır Gölü kış aylarında tamamen donuyor. Yılın yaklaşık 6 ayı buz ile kaplanan gölün etrafında çok az bitki örtüsü olmasına rağmen, bahar ayarında etrafı çiçek tarlasına dönüyormuş.



Çıldır Gölü'ne Ulaşım



Eğer bir tur şirketi ile gelmediyseniz Kars'tan yada Ardahan'dan Çıldır Gölü'ne ulaşmak için 3 seçeneğiniz var. Toplu taşıma kullanmak isteyenler her iki şehirde bulunan otogarlardan kalkan dolmuşlar ile göle ulaşabilirler ancak bu aşamada unutmamanız gereken şey bu dolmuşlar kaçta göle varacak, kaçta tekrar oradan geçecek. Bu konuyu mutlaka dolmuşa binmeden once netleştiri yoksa açıkta kalma ihtimaliniz çok yüksek. İkinci seçeneğiniz araç kiralamak, hava limanıdan yada şehir merkezinden araç kiralayıp her yeri bu şekilde gezebilirisiniz, Kars'ta ve Ardahan'da kiralayacağınız tüm araçlarda kar lastiği bulunuyor ancak yolların tamamen karla kaplı olduğunu belirtmek isterim. Son seçeneğiniz ise bir taksi şöförü ile anlaşıp size gitmek istediğiniz her yere götürmesini sağlamak olacaktır. Bu seçenek araba kiralama masrafınız ile aynı olacak ancak yolları ve bölgeyi bilen bir şöförünüz olacağından daha konforlu ve rahat gezeceğinizi söyleyebilirim. Bir diğer avantajı ise yerel bir kişi ile gezeceğiniz için size rehberlerin öğreteceği şeylerin dışında daha farklı bilgiler sağlayacağından hiç kuşkunuz olmasın. Biz VIP Turizm'den Yaşar amca ile gezdik tüm Kars seyahatimiz boyunca, lazım olur belki diye buraya bilgilerini bırakayım sizler için.




 

Zavot Köyü



Sabah erken saatte otelimizden ayrılıp Çıldır Gölü'ne doğru yola çıkacağız ancak Yaşar Amca'nın tavsiyesi üzerine rotamızı öncelikle Zavot Köyü'ne çeviriyoruz. Eski adıyla Büyük Zavot, yeni adıyla Boğatepe; Kars'a 30k m mesafede yer alan 2200m rakımlı bir köy.






Köyü , ilk olarak 93 Harbinden sonar Kars bölgesine yerleştirilen Malakan'ların köylerine yaylalık olarak tahsis edilmiş. Tiflis-Kars arasındaki posta yolu, atlı tramvayın mola ve aktarma istasyonunun kurulmasından sonra İsviçreli iş adamlarının, bölgenin Alp dağlarına olan benzerliği nedeniyle Malakanların bol miktarda üretikelri sütü işlemek için kurdukları gravyer peyniri imalathanesi "zavotu (mandıra)" kurulmasıyla burada yerleşim başlamış. Köy yerleşkesi ise 1880'li yıllarda kurulmuş. 1917 Bolşevik Devrimi'nden sonra Ruslar'ın geri çekilmesiyle Malakanlar 1920'de Rusya'ya geri dönmüş. Kars'ın tekrar TÜrk egemenliğine geçmesiyle köye Tİflis'in Boröalı bölgesinde yaşayan Karapapaklar yerleşmiş. Borçalı’dan gelen Karapapaklar Borçalı bölgesinde de yaklaşık 40 yıldır İsviçrelilerden aldıkları mandıralarda ve kendi yaptıkları yerlerde gravyer peyniri ürettiklerinden Boğatepe köyü Kars bölgesinde Cumhuriyet dönemi peynirciliğin başlatılması ve geliştirilmesinde öncülük yapmış. Köyün adı 1936 yılında Boğatepe olarak değiştirilmiş. Köyde 2005 yılında Türkiye’nin ilk peynir müzesi olan Zavot Eko Müze'si kurulmuştur. (vikipedi)




Türkiye'nin bu ilk peynircilik Müzesi 7 erken ve 45 kadının girişimi ile kurulmuş, dernek başkanı İlhan Koçulu Türkiye'nin öde gelen peynir üreticilerindendir. Bizim gezimiz sırasında kurucu başkanlarından Zümrüt hanım bize köyde peynirciliğin tarihini ve peynir çeşitleri ile beraber nasıl üretildiğini anlatıyor.



 



Zavot köyünü, peynir müzesini ve imalathenelerini gezdikten sonra buradan peynir alışverişimizi de yapıp Çıldır Gölü'ne doğru yola çıkıyoruz.







Kars'tan 60 km uzakta, kış aylarında sonsuz bir buz çölü olan Çıldır'da yer gök beyaza bürünmüş. Doğa en sert ifadesini takınmış olsa da, bölgede benzersiz bir huzur hakim. Buzun kalınlığı, üzerinde atlı kızaklarla gezinmeye olanak tanıyor, bu da gölü bir buz pistine çevirmeye yetmiş.



 



Donmuş gölün üzerinde atlı kızak ile tur attıran 2 kişi var, fiyat sabit kişibaşı 15TL karşılığında 10 dakikalık kısa bir kızak turu size daha önce tatmadığınız bir deneyim yaşattacaktır. Tekin abi en meşhur kızak sahibi, müşterilerine şarkı söyleyerek tur attırmasının yanında, tur sonunda bir de yöresel dans gösterisi sunuyor.


 


Denizden 1956 metre yükseklikteki göl, bölge insanının da geçim kaynağı. Eskimo usulüyle avlanan balıklar ağızları tatlandırıyor. Çıldır Gölü'nde her aile nereden balık tutacağını biliyor. Aynalısazan, kefal, kızılkanat... Şanslıysanız o an ağ çekenlerin yanına gidip donmuş gölün altındaki balıkları görebilirsiniz.





Gölün çevresinde bu balığı yiyebileceğiniz tek bir işletme var: Atalay'ın Yeri. Ancak önceden haber vermezseniz yer bulmanız çok zor, bu sebeple gideceğiniz gün ve saate göre rezervasyon yapmanızı öneririm. Tereyağda kızarmış sarı sazanın lezzeti inanılmaz lezzetli.
 





Buz tutmuş gölün üstünde yürüdük, atlı kızağa bindik, buzun altından nasıl balık tutulur öğrendik ve müthiş lezzetli balıklarımızı da yediğimize göre artık Kars'a dönebiliriz. Çıldır Gölü'nün buz tutmuş halini mutlaka görmenizi öneriyorum, listelere ekleyelim hemen...


 






22 Şubat 2017 Çarşamba

Symi Adası

Üniversite yıllarında her hafta heyecanla Yabancı Damat dizisini izleyen grubun bir üyesi olarak başladı Symi adasına olan aşinalığım. O zamanlar kapıda vize kolaylığı yoktu (gerçi şimdi de kalmadı), Bodrum'dan kalkan tekneye saklanan genç kız gizlice adaya girer Yunan delikanlı ile birbirlerine aşık olup evlenirler ve mutlu son... Evet itiraf edeyim,  gençken ben de dizi izleyenlerdendim.






Symi adası, Ege denzi ile Akdeniz'in buluştuğu noktada küçük fakat tarihi bir adadır. Osmanlı zamanındaki adı Sömbeki olan ada, coğrafi olarak oniki adalar zincirinin bir parçası. Datça limanından 8,5 km ve Bozburun limanından ise sadee 6,5 km uzaklıkta. Türkiye'den Symi adasına geçmek için malesef seçenekler biraz kısıtlı tabi kendi tekneniz yoksa. Bizim gittiğimiz 2016 yılına kadar kapıda vize uygulaması ile Datça veya Bozburun'dan kalkan tekneler ile adaya geçmek daha kolaydı. Ancak 2017 yılı ile beraber kapıda vize uygulaması kalktığı için adaya sadece Shengen vizesi olanlar gidebilecek bu sebeple çok sık tekne seferleri olacağını sanmıyorum. Biz ise Rodos adasından kalkan feribot ile geçtik Symi'ye. Adalar arası geçiş detaylarını Rodos yazımda bulabilirsiniz. Yaklaşık 1,5 saat süren hızlı feribot yolculuğu sonunda renkli evleri ile meşhur Symi adasına vardık.






Symi limanına indiğinizde bir saat kulesi karşılayacak sizi. Ardından da bir kaos ortamı sarmaya başlayacak etrafınızı. Aynı anda birkaç tekneden inen yüzlerce insan, bir yandan restoranlar, bir yandan tek ana yoldan geçen arabalar. Koca adada yer kalmamış gibi, tüm kaos bu yüz metre içinde. Biraz ileride karşınıza turistik tur satan acentalar ve motor kiralama dükkanları çıkacak. Biz adada günübirlik gezeceğimiz için ilk işimiz hemen limandaki Dodekanisos acentasını bulup dönüş biletimizi onaylatmak oldu. Online aldığımız bileti acentadan bastırıp hemen yan taraftaki motor kiralama dükkanlarına geçiyoruz. Rodos ve Kos'ta yaptığımız gibi Symi adasını da motor ile keşfetmek en kolay ve keyifli yol. Günlük 18 EUR karşılığında motorumuzu alıp sırt çantalarımızı da acentaya bırakıyoruz.

Motor ile uğraşmak istemeyenler için taksi tutmak bir başka seçenek yada siz isterseniz hemen limanın dibinde bulabileceğiniz mini tren ile 5 Euro’ya 35 dakikalık bir tur atabilirsiniz. 





İster oyuncak kasaba deyin, ister film seti... planlı bir şekilde farklılık oluşturulmak istendiği çok belli ama başarmışlar. Yunan adalarının birçoğunu gezerken tipik manzaranız, beyaz evler, mavi kubbeli kiliselerdir. Symi’de ise çok daha farklı bir tablo sizi karşılıyor. Aslında tek başına çok da detaylı mimari özellikler taşımayan, üçgen çatılı, pastel renkli binalar bir araya geldiğinde sıradışı bir yapı seriliyor gözlerinizin önüne. 1880 tarihinde adada yaşanan bir depremden sonra benzer binalar yapılmaya başlanmış. Binaların renk dağılımları bile kurul tarafından belirleniyormuş.






Motorumuza atlıktan sonra ilk istikamet şehrin limanı gören tepesine çıkmak ve oradaki değirmenleri görmek. Tepeden liman manzarası gerçekten çok güzel ancak değirmenler için aynı şeyi söyleyemeyeceğim. Harabe durumundaki değirmenlerden sadece biri restore edilmiş ve café olarak hizmet veriyor.








Tepeden ada manzarasını izledikten sonra sıradaki istikamet Pedi köyü. Bu köyü motor kiraladığımız acenta mutlaka görmelisiniz diye tavsiye etti. Ancak Pedi köyüne gittiğimizde karşılaştığımız manzara bize pek doyurucu gelmedi. Çok ufak bir koy etrafında minik evler, ufak ama çok kalabalık bir plaj var sadece. Plaj çok kalabalık olduğu için burada denize girmeyi düşünmedik. Biraz dolaşıp adanın arka tarafına geçmekti niyetimiz. Köyün sonuna doğru yürürken demir bir kapının üstünde "St. George Beach" tabelasını görüyoruz ama yolun sonunda herhangi bir beach görüntüsü yok. Birazdan kapıyı aralayıp yola giren bir çifte plajın güzel olup olmadığını soruyorum. Çok güzel olduğunu ama uzak olduğunu ve sadece yürüyerek ulaşabileceğimizi söylüyorlar. Peşlerinden biz de plaja doğru yola koyuluyoruz.




Plaj için uzak dediklerinde hiç de mübala yapmıyorlarmış, yaklaşık 45 dakika kadar yürüyüp, oldukça yoruluyoruz ancak bir tepenin üzerinden St. George koyunun manzarasını görünce bütün yorgunluğumuz gidiyor.




St. George koyuna kara ulaşımı yok, Symi ada merkezinden yada Pedi köyünden kalkan tekneler ile buraya ulaşabilirsiniz. Yada bizim gibi yürüyerek gelebilirsiniz. Koyda tek bir tesis var burada yeme-içme ihtiyacınızı karşılayabilirsiniz. Ayrıca şezlong kiralamak için de ücret ödemeniz gerekiyor.





Bir iki saat bu plajda takıldıktan sonra tekrar aynı yolu yürüyerek Pedi köyünde motorumuzu park ettiğimiz yere gelip, tekrar ada merkezine doğru yola çıkıyoruz. Yol üstü güzellikleri gerçekten mükemmel. Cam gibi parlak suyun üstündeki sandal ve tekneler sanki havada asılı duruyor gibi...





Ada merkezine ulaştıktan sonra rengarenk evlerin arasından adayı gezmeye başlıyoruz. Şehrin manzarası her sokak arasında ayrı güzel. Balkonlar, rüzgar gülleri, beyaz masa üzerine bırakılmış bir kahve fincan Fotoğraflarımızı çekerek yokuş aşağı ilerlerken, açık renkli binalardan yansıyan güneş, iyice kavrulmamıza neden oluyor. Belki geçmişimizde fazla sayıda kilise ziyaretimiz olmasından, kiliseleri incelemek gibi bir hedef koymuyoruz Symi’de. Zaten adanın kendisi küçücük ama 63 manastır ve kilise varmış.  Bu sıcakta ve kısa zamanda bunun altından kalkamayacağımızı düşünüyoruz. Symi bu anlamda içinde bulunmak istediğimiz bir tablo gibi. Detaylara takılmak yerine o renkli tabloya iki adım uzaktan bakmak çok daha güzel geldi bize.




Yolun sonu her zaman limana çıkıyor. Zaten herşey aslında liman etrafında dönüyor. Restoranlar, süngerciler, birkaç müze, mini tren durağı, taksi durağı, otobüs durağı, çocuk parkı vs. Kıyı boyunca bol bol hediyelik eşya dükkanları göreceksiniz. Sünger en revaçta olanları. 19. yy’da adanın tek geçim kaynağı olan süngerciliğin ve tekneciliğin teknolojiye yenik düşmesinden dolayı ada bir süre sessizliğe bürünse de, elit kesimin tercihinden dolayı bu sefer turizm patlaması yaşanan bir ada halini almış. Süngercilik ise günübirlik gelen turistler için tanıtım malzemesine dönüşmüş. Her süngercinin önünde birkaç tur grubu ve anlatım yapan dükkan sahiplerini göreceksiniz. Olay şova dönüşmüş tabi. Biz yine her zamanki gibi magnetimizi alıp usulca çıkıyoruz dükkanlardan.





Peki Symi adasında ne yenir? Bu sorunun cevabı aslında diğer Yunan adalarından farklı değil. Bol bol deniz ürünü yiyebilirsiniz bu adada ama biz tercihimizi en klasik Yunan salatası ve Gyros'tan yana kullanıyoruz.






Adayı gezdik, denize girdik, alışveriş yaptık ve yemeğimizi de yediğimize göre artık ayrılma vakti geldi. Bizi Kos adasına götürecek feribot limana yaklaşıyor ve bir başka zaman tekrar görüşmek üzere Symi adasından ayrılıyoruz.






Rodos gezi yazımız için:

http://hayatgezinceguzell.blogspot.com.tr/2017/01/sovalyeler-adas-rodos.html?m=1

Kos gezi yazımız için:

http://hayatgezinceguzell.blogspot.com.tr/2017/01/bodrumun-guzel-komsusu-kos.html

Kalymnos gezi yazımız için:

http://hayatgezinceguzell.blogspot.com.tr/2017/02/komsu-ziyareti-kalymnos.html
 

3 Şubat 2017 Cuma

Komşu ziyareti: Kalymnos

Kos'un 12km kuzeyi ve Bodrum’un 26 km batısında yer alan Kalymnos adası, ülkemizde çok bilinen Yunan adalarından biri değildir.  Aslında geçen seneye kadar ben de varlığından haberdar değildim, çok severek takip ettiğim Bahar Akıncı'nın yazılarından öğrendiğim bu adayı 2016 yaz tatili planlarıma dahil etmeyi kafaya koymuştum. Ancak araştırma yaptıkça Bahar Akıncı dışında kimsenin bu adadan iyi bir izlenimle ayrılmadığını okudum. Çok sevdiğim bir huyum vardır; kimsenin lafıyla hareket etmem, merak ediyorsam yola çıkarım... Yunan adaları gezimizin son gününde Kalymnos'a da yolumuz düşürüyoruz ...

 
 
 
 
 
Kos adasından kalkan feribot ile yaklaşık 2 saatlik yolculuk sonrası ulaşıyoruz Kalymnos'a. İlk ayak bastığınızda pek bir şeye benzetemeyeceğiniz bu oldukça çorak. Yeşil rengi göremiyorsunuz, heryer sapsarı kaya ve dağlık. 

 
 
 
 
 
Limandan çıkış kasaba merkezine doğru yürüdüğünüzde size motor kiralama ve turizm büroları karşılayacak. Kalymnos adası aşırı dağlık ve gezilecek yerler birbirinden çok uzak olduğu için biz burada motor kiralamıyoruz. Haftasonları saat tam 12:00 de başlayan ve yaklaşık 3 saat süren bir tur varmış, otobüsle turistleri limandan alıp adanın arka tarafı da dahil gezdirip tekrar limana bırakıyorumuş. Ücreti kişibaşı 15 EUR ancak biz yetişemedik. Bu sebeple, yaklaşık 4-5 saatlik zamanımızı kasaba merkezini gezerek harcayacağız. Çantalarımızı limandaki emanate bırakıp yürüyerek adayı keşfetmeye başlıyoruz.
 

 
 
 
 
İlk başta çorak olduğu için yadırgadığımız adayı keşfettikçe aşık oluyorum, Kalymnos çok büyük bir ada, yaz aylarında nüfus 30 bine kadar çıkıyormuş. Canının istediği yere havlunu atıp denize girmek, kaya tırmanışları yapmak, trekking turlarına katılmak, şahane yemek yemek, yaşlı mübadil amcalarla sohbet etmek, kahvelerinde frappe içmek için bile gidilir.

 
 

 
 

Balık Hali, Kalymnos’un çok gelişmiş deniz ürünleri var. İsli ton balığı, kekikli tütsülenmiş deniz ürünleri, kalamar pate gibi ürünleri üreticisinden satın almak için, merkezdeki balık hali içindeki fish union markete bir uğrayın.

 
 
 
 

Kalymnos sakinleri, yüzyıllar boyunca dalış yetenekleri ile isimlerini duyurmuşlar. Adayı çevreleyen denizde bol miktarda bulunan sünger, ada halkının da süngerciliğe yönelmesine yol açmış. Ne var ki, 20. yüzyıl başlarında adada süngerciliğe büyük zarar veren değişiklikler olmuş. Pek çok aile yeni bir hayat kurmak için Amerika ve Avustralya'ya göç etmek zorunda kalmış. Şu an adada süngercilik turistik faaliyetten öte gitmiyormuş. Limandaki birkaç dükkanda süngercilik ile bilgi alıp alışveriş yapabilirsiniz.

 
 
 
 
 
Kalymnos, kıyı şerdindeki çarpıcı uçurum ve mağaralarıyla çıplak bir arazi yapısına sahip. Adanın merkezi Pothia, adanın güney kıyısındaki yamaca tırmanan parlak renkli evleriyle ünlü.  11.000 civarındaki nüfusuyla Oniki Adalar'daki en büyük kasabalardan biri.

 
 
 
 
 
Agios Savvas Manastırı, Kalymnos Limanı’nda gece ışıkları ile büyüleyen, gündüz yemyeşil bir yoldan çıkılan, 13 yy’dan kalma çanları ve manzarası ile ünlü manastır.






Kalymnos Müze Evi (Folklore Museum), Manastıra çıkan yolun üzerinde, 17. yy Kalymnos ve Rum yaşamını anılar, fotoğraflar ev eşyaları, kıyafetlerle anlatan çok tatlı bir müze evi, haftanın her günü açık.


 

 

Ada merkezinin iç kısımlarındaki sokaklarda yürüdükçe adayı daha çok seviyorum, 2-3 katlı taş evler, minicik dükkanlar, tavernalar, sokağa attıkları sandalye üzerinde kestiren esnaf...



 



Ada merkezi olan Pothia'da denize girebileceğiniz bir koy yada plaj gibi bir tesis yok. Tatil beldeleri daha çok adanın batı kıyısındaki Mirties ve Massouri. Massouri'de kıyıdan 1,5km kadar uzaktaki Telendos adasına günübirlik tur düzenleyen tekneler kalmıyormuş. Pothia'nın doğusundaki yoldan ise Vathi vadisine doğru giden bir yol var.






Peki neden Yunan adaları gezimizin son gününde Kalymnos adasına geldik? Çünkü çok bilinmesede haftasonları Kalymnos adasından Bodrum'a direk sefer var. Biletlerimizi önceden internet racılığı ile almıştık, size de bu şekilde tavsiye ederim çünkü yaz sezonunda son dakika bilet bulmanız pek mümkün değil. Boğaz motorlarundan hallice olan teknenin seferleri bir Türk firmasına ait, bile almak için Bodrum Feribot işletmesi seferlerini kontrol edebilirsiniz. Sadece Cumartesi günleri Sabah-akşam karşılıklı sefer düzenliyorlar. Yolculuk sadece 45 dakika sürüyor ancak bu seyahatiniz boyunca ege denizinin müthiş dalgaları size yalnız bırakmayacak.






Rodos gezi yazımız için:

http://hayatgezinceguzell.blogspot.com.tr/2017/01/sovalyeler-adas-rodos.html?m=1

Kos gezi yazımız için:

http://hayatgezinceguzell.blogspot.com.tr/2017/01/bodrumun-guzel-komsusu-kos.html